Partnerin Duygusal Erişilebilirliği
Yayınlanma tarihi 1 Aralık 2025

Terapide sık duyduğum bir cümle var: "Beni sevdiğini biliyorum ama yanında kendimi yalnız hissediyorum." Bu cümleyi her duyduğumda, o kişinin aslında çok önemli bir şeyi fark ettiğini görüyorum: sevgiyle bağ kurma kapasitesi arasındaki farkı.
Duygusal erişilebilirlik, sevginin hissedilebilir hâli. Yani partnerinin sana duygusal olarak "ulaşabilmesi". Teoride seviyor olabilir. Ama pratikte, ona duygusal olarak ulaşamıyorsun. Bu, ilişki içinde yalnız hissetmenin en yaygın nedenlerinden biri.
Duygusal Erişilebilirlik Ne Demek?
Birinin duygusal olarak erişilebilir olması, onun kendi duygularına temas edebilmesi ve senin duygularına alan açabilmesi demek. Yani sadece fiziksel olarak orada olması değil, seninle, yanında, o anda gerçekten bulunması.
Duygusal erişilebilirliği olmayan bir ilişkide partner "soğuk" veya "mesafeli" hissedilir. Duygularını paylaşmak zorlaşır. Küçük çatışmalar bile "duvara çarpmış gibi" bir his yaratır. Konuşuyorsun ama karşındaki kişi sanki başka bir yerde.
"O Aslında Beni Seviyor Ama…" Cümlesinin Altında Ne Var?
Bu cümle genelde şunu anlatıyor: Partnerimde duygu var, ama duygusuna temas kapasitesi eksik.
Birisi seni sevebilir ama aynı zamanda yakınlıktan kaçınabilir. Seni düşünebilir ama sana duygusal olarak ulaşamayabilir. Bu bir karakter sorunu değil, bağlanma stiliyle ilgili bir yapı. Ve çoğu zaman o kişi de bunun farkında değil.
Bağlanma teorisi burada devreye giriyor. Duygusal erişilebilirliği sınırlayan şey çoğunlukla erken dönem bağlanma deneyimleriyle şekillenen bağlanma stili:
Kaçıngan bağlanma: Yakınlıkta tehdit hisseder, duygularını bastırır, mesafe koyar. "İhtiyaç duymuyorum" ya da "Çok abartıyorsun" gibi tepkiler verir.
Kaygılı bağlanma: Yakınlık ister ama reddedilmekten korkar, bağlandıkça kontrolü kaybetme hissi yaşar, sürekli onay arar.
Güvenli bağlanma: Kendi duygularına ve partnerine güvenle yaklaşabilir, yakınlıktan korkmaz, mesafeyi tehdit olarak görmez.
Duygusal erişilebilirlik sorunu genelde kaçıngan bağlanma stiliyle ilişkili. Bu insanlar sevgi hissedebilir ama yakınlık taleplerini tehdit olarak algılar. Duygularını söze dökmek, savunmasız kalmak gibi gelir. Bu yüzden geri çekilirler.
Bu İlişkilerde Sık Duyulan Cümleler
"Ne hissettiğini sorduğumda cevap vermiyor."
"Bir şey konuşmak isteyince uzaklaşıyor."
"Benimle tartışmıyor ama çözüm de üretmiyor."
"İçinde ne var bilmiyorum."
"Konuşurken gözlerinin içine bakamıyor."
"Sorun yokmuş gibi davranıyor ama ben hissediyorum mesafeyi."
Bu durum, duygusal açlık yaratır. İlişki içindesin ama bağlantısız hissediyorsun. Ve bu, çok yorucu. Çünkü sürekli "ulaşmaya" çalışıyorsun ama geri dönüş alamıyorsun.
Bu Dinamikte Kendin İçin Neler Yapabilirsin?
1. Kendini Suçlama
Partnerin duygusal duvarı, senin yetersizliğini göstermez. "Belki ben yeterince iyi ifade edemiyorum" ya da "Belki çok talep ediyorum" diye düşünebilirsin. Ama bu senin sorunundan ziyade, onun duygularına erişim kapasitesiyle ilgili bir durum. Sen ne kadar iyi anlat, ne kadar nazik ol, o duygusal olarak hazır değilse, bağ kurulamaz.
2. İlişki İçindeki Duygularını Fark Et
Bu dinamikte sıklıkla "görülmeme", "değer görmeme", "tek başınalık" duyguları öne çıkar. Bunları sadece hissetmek değil, isimlendirebilmek önemli. "Ben bu ilişkide duygusal olarak görülmüyorum" diyebilmek, kendine dürüst olmanın ilk adımı.
3. Bağ Kurma Denemelerini Sınırla
Sürekli "ulaşmaya" çalışmak tükenmişlik yaratır. Bir süre sonra sen de kapanırsın, çünkü enerjin tükenir. Partnerinin duygusal olarak hazır olmadığı zamanlarda zorlamak, hem seni yorar hem de onu daha da içine kapanmaya iter. Bazen geri çekilmek, kendini korumak anlamına gelir.
4. Kendin İçin Alan Aç
Partnerin duygusal süreçleri senin sorumluluğun değil. Onun içsel dünyasını "açmak" ya da "değiştirmek" senin işin değil. Sen kendi duygusal ihtiyaçlarını karşılayacak alanlar oluşturabilirsin: arkadaşlıklar, hobiler, terapi, yazmak, yalnız zaman. İlişkinin dışında da var olmak, ilişkinin içinde daha dengeli durmanı sağlar.
5. Terapide İlişki Dinamiğini Anlamak
Hem kendi bağlanma örüntünü hem de partnerininkini görmek, ilişkiyi yeniden çerçevelemeye yardımcı olur. Bazen ilişki terapisi, bazen bireysel terapi gerekir. Ama önemli olan şu: Bu dinamiğin içinde kaybolmadan, neyin senin neyin onun olduğunu ayırt edebilmek.
Peki Değişim Mümkün mü?
Duygusal erişilebilirlik bir "niyet" değil, bir "beceri". Birinin seni sevmesi yeterli değildir; seni duygusal olarak duyabilmesi, hissedebilmesi gerekir. Ve bu, öğrenilebilir. Ama öğrenmek için önce farkındalık, sonra istek, sonra da pratik gerekir.
Kaçıngan bağlanma stiline sahip insanlar değişemez demiyorum. Ama bu değişim, ancak o kişi kendi duygusal dünyasıyla yüzleşmeye razı olduğunda mümkün. Sen ne kadar anlayışlı olursan ol, ne kadar bekler ya da çabalarsanız çabala, o hazır değilse değişim olmaz.
Bazen sevgi değil, ulaşılabilirlik ilişkileri ayakta tutar.
Sevgi, ilişkinin başlamasını sağlar. Ama duygusal erişilebilirlik, onun sürmesini sağlar. Sevginin yanına duygusal bağ kurma kapasitesi eklenmediğinde, ilişki yavaş yavaş solmaya başlayabilir.